Trabzon’da dere yatakları tekrar yapılarla doldu

Bingöl depremzedelerine soba dağıtıldı
Haziran 19, 2020
Bursa’da kıskandığı sevgilisini pompalı tüfekle vurdu
Haziran 19, 2020

Trabzon’da dere yatakları tekrar yapılarla doldu

Trabzon'da dere yatakları tekrar yapılarla doldu Trabzon’un Akçaabat ilçesinde, 1990 yılında meydana gelen ve ölümlerle sonuçlanan su baskını ve heyelan felaketinin yıl dönümünde acılar her yerde tazelendi. Fakat aradan geçen 30 yılda, dere yataklarının üzeri ve çevresine yeni binalar yapı edildiği görüldü. Yetkililer, yaşanan afetlerin üzerinden yıllar geçmesine karşın geçmişten ders çıkarılması ve yasaların uygulanabilir olması gerektiğini söyledi. Karadeniz Bölgesi her sene sel ve heyelan afetleri ile karşısında karşıya kalıyor, can ve mülk kayıpları yaşanıyor. Trabzon’un Akçaabat ilçesinde, 19 Haziran 1990’da meydana gelen su baskını ve heyelan felaketinde 21 kişi hayatını kaybetti, onlarca konut ve köprü çöktü, yollar zarar gördü. Sel afeti esnasında önüne kattığı her şeyi denize sürükleyen akarsu yataklarının üzeri ve çevresine yıllar sonradan yeni binalar inşa edildi. Selin sene dönümünde, ölenleri rahmetle anan ilçe halkı, geçen zamana rağmen, şahit oldukları nefret dolu o anları da unutamıyor. Trabzon’da nehir yatakları her tarafta yapılarla doldu Sel afetine tanıklık eden gazeteci Metin Güneysu, facia günlerini anlattı. Bu nesil afetlerden dersler alınması gerektiğini belirten Güneysu, “Böyle bir şeyi hayal etmek olası değil. İnşallah yeniden yaşanmaz. O gün köprüler, evler yıkıldı. İnanılmaz bir felaketti. Kişisel Olarak şahit oldum. Önlem elde etmek lüzumlu. O yıllarda ilçemiz daha ufak, şirin bir yerdi. Coğrafi şartlar nedeniyle millet buldukları yerlere, nehir yataklarına evler yaptı. Kendimce 1990 yılındaki bu afet bize çok büyük bir ders verdi. Lakin bu dersi alabildik mi? Bu birazcık soru işareti. Bölgemiz bu tür afetler yaşamış, bundan sonra da yaşayacak olan bir yer. Önemli olan ders alıp, o günleri baştan yaşamamaktır.” şeklinde konuştu. İlçe sakini Emine Çelik ise 10 yaşında yaşadığı seldeki nefret edilen şey doymuş anları anlatarak, “Gecenin bir yarısı elektrikler kesildi, uyandık. Annemin çığlıkları hala aklımda, ‘kalkın’ diye bağırıyordu. Çocuktuk, çok korktuk, evi terk ettik. Birçok insanın evi gitti, kayıplar oldu. Bu selin gerisinde yine felaketler yaşandı fakat değişen bir şey olmadı. Benzer kaderi yaşamak durumdayız. Hatta o gün, oyuncağım evde kaldı diye ağlamıştım.” dedi. Mehmet Özbayrak da çok fena günler yaşadıklarını söyleyerek, “Her şey Allah’tan kazanç, o gün fiilen çok acı, çok kötü günler yaşadık. Ihtiyatsızlık o günlerde hat safhadaydı. Bulunduğumuz köprü yıkılıp, zarar görmüştü. Derelere bir ıslah çalışmaları yapıldı, yapılıyor. Bunları göz ardı etmemek lüzumlu. Oysa geçmişten yeterince ders almadık. Eksikliklerimiz var. Allah o günleri bitmiş bize göstermesin.” diye konuştu. Yaşanan afetin tanıklarından gazeteci yazar İsmail Topal ise, “19 Haziran Salı’ydı, bu tarihi hatırından çıkmak muhtemel yok. Olayın tam da içerisindeydim. Bir Anda bastıran yağış, elektrik ve telefonlar kesildi. İnsanlar panik yaşadı. O şiddetli yağış az sürdü, olur ya bir yarım saat daha sürseydi, koskocoman bir felaket olurdu. Can kayıpları oldu. Akçaabat’ın yakın tarihinde böyle bir durum yaşanmamıştır. Ders alınmıyor maalesef. Kent de o vakit 7 deremiz taşmış, ilçe az daha mahvolmuştu. Derelere birçok düzenlemeler yapıldı. Esas risk çukurda kalan sahil dolgu alanıdır.” şeklinde konuştu. Jeoloji Mühendisi Profesör Osman Bektaş, 90’lı yıllarda kamuoyunun su baskını afetlerinin nedenlerine ilişkin yeterli bilgisi olmadığını belirterek, önlemler noktasında sadece devlete yok, vatandaşlara da büyük görevler düştüğünü söyledi. Bektaş, “30 sene önce Akçaabat ilçesinde yaşanan trajik durum fiilen bugün de devam ediyor. Olayın boyutu fotoğraflarla ortada ama olayın nedenine ilişkin fazla bilgimiz yoktu. Küresel ısınma, yaz yağışları ve iklim değişimi konuları gündem değildi, insanlar da bilinçli değildi. Devlet o zamanda tatmin edici adımları atamamıştı. Fakat bugün artık bu yaz yağışları bölge için bir realite haline gelmiştir. Akarsu yatakları bir bakıma ulaşım yerleridir. Şunu unutmamalıyız, bu sel afetlerini bugün de yaşayabiliriz. Karadeniz İklim Değişikliği Eylem Planı hazırlandı. Çok hoş ama bunlar sadece yazıda kalmamalı, uygulanmalı. Sadece devlet yok, yurttaş da üzerine düşen görevi yapmalı.” dedi. Yaşanan afetin üzerinden yıllar geçmesine rağmen geçmişten ders çıkarılması ve yasaların uygulanabilir olması gerektiğini kaydeden Bektaş, “Sıcaklıkların rekor seviye ulaşacağı günlerin geldiği uyarıları yapılıyor. Dolayısıyla, özellikle vatandaşlar tetikte olması gerekiyor. Geçmiş yıllara oranla bakıldığı artı bir ders alınmıyor. Nedeni ise biz kaderci bir toplumuz, ‘Tanrı’nın bir gazabı’ deyip, geçiyor, maalesef önlem alamıyoruz. O yıllarda küresel iklim değişimi bir fantezi olarak görülüyordu ya da biliyordu. Haziran, temmuz ve ağustos, önümüzdeki 3 ay; Doğu Karadeniz için bir alarmdır. Fakat şiddet daha da artıyor. Karadeniz koskocaman bir şekilde ısınıp, ölüyor. Çevrede ekolojik dengenin bozulmasını toplum yeni yeni algılıyor. yaşam koşulları değişiyor, biz bu yaşam koşullarına ayak uydurmalıyız. Kaderciliği bir kenara bırakmalıyız. Yasa dere yataklarına yapılaşmaya izin vermiyor. Kayda Değer olan alınacak tedbirleri bana kalırsa uygulamaya koymaktır. Vatandaş, uyarıları kulak arkası yapmamalıdır.” diye konuştu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir